İzmir Life Dergisi - Ekonomi Söyleşisi
- Ali Arda Yüksel
- 16 Eki 2018
- 7 dakikada okunur
Koskoca bir ülkede 16 yılın sonunda gelinen noktada "üretim ekonomisine geçeceğiz" deniyorsa, geriye dönüp yapılanlara bakmak lazım...
Türkiye'de bazı lüks restoranların tıklım tıklım dolu olduğuna bakanlar, "Hayret bu ülkenin neresinde kriz var" diyebilirler. Zaten merkezi yönetime bakıldığında da kendinizi lüks bir restoranda sanabilirsiniz, çünkü onların söylemine göre de ülkede
krizin zerresi yok gibi...
Ancak, reel sektör daralan satışları ve finans sıkıntıları ile ülke ekonomisinde yaşanan inişleri derinden hissediyor. Merak ettik. Otomotiv sektöründe durum nasıl? Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Yükseliş Şirketleri Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Arda Yüksel ile sektördeki sorunları konuştuk...
Arda bey, sorulara biz de kriz yokmuş gibi yaparak başlayalım. Otomotiv de kampanyalar, hurda indirimleri, ÖTV düzenlemeleri umarım satışlar kifayetindedir... Sektör pek keyifli değil, kampanyalar sürüyor ama satışları kifayetinde olan var mı bilemem... ÖTV ile ilgili yapılan son uygulama bir kampanya gibi algılandı. Bizim sohbet ettiğimiz diğer sektörlerdeki arkadaşlarımızın "Otomotiv sektörünü kurtarmak için uygulama yapılıyor" şeklinde söylemleri var. Oysa ki bu bir kampanya değil, bir kaç yıl önce ÖTV uygulamasında bir değişiklik yapıldı. Bu yapılan değişiklik ÖTV uygulamasını çıkmaza soktu ve adeta sektörde ticaretin önünü tıkadı. ÖTV'yi motor silindir hacimlerine göre değil, tespit edilen fiyat eşiklerine göre uygulayan bir sistem getirdiler. Bu sistem yürürlüğe girdiğinde dolar 3-3,5 lira civarındaydı. O zaman düzenlenen eşik kademeleri Dolar ve Euro'daki artışlar neredeyse yüzde 100 oranına gelince eşik diye bir şey kalmadı, 3 vergi dilimi varken en üst eşik tek vergi dilimi olarak kaldı. Şimdi yapılan düzenleme de; o alt ve orta vergi diliminin yükseltilmesi ile yeni bir eşik ayarlaması, buna göre otomobillerin üzerindeki ÖTV yükü biraz daha hafifletildi. Bu işlem arabaların fiyatlarına ne kadar yansıdı diyorsanız, örneğin 200 bin liralık bir arabada en üst ÖTV dilimine giren bir arabada 10 bin lira civarında, alt dilime giren arabada ise 3 bin lira bir fark yaratıyor. Yani öyle büyük bir kampanya gibi düşünülmemesi lazım. Bu yapılması elzem olan bir düzeltme sadece.

Ancak bu düzeltmelerin böyle kararnamelerle yapılması pek sağlıklı değil, hem Cumhurbaşkanı açısından sağlıklı değil, hem de sistem açısından sağlıklı değil. Bunu sistemi ortaya koyarken çıkarılan düzenlemede otomatik bir düzeltme uygulamasının da öngörülmesi gerekirdi. Bu kararname düzeninde, her yeni uygulamanın bir süre sonra aksaklıkları görülerek düzeltilmesi yapılıyor. Yeni çıkan ÖTV uygulamasının sektöre önemli bir satış katkısı yaptığını sanmıyorum. Düzeltilmesi gerekiyordu, düzeltildi.
Öte yandan bu düzeltmeler yapıldı. Alt eşik 70 bin TL'ye çıktı. Bir de hurda indirimi diye bir uygulama var. Bir yıl kadar sürecek. Hurda indirimi de bu eşiklere göre yapılmış bir indirimdi. ÖTV eşikleri düzeltildi ama hurda indirimi eşikleri düzeltilmedi. Çıkardığınız Kanunun bir uygulama sistematiği yoksa böyle düzelte düzelte gider bu düzen... Bir de düzelte düzelte giden bir düzende zaman kayıpları var tabii. Bu da ekonomiye zarar veriyor.
Satışlar nasıl, bu uygulamalar bir fayda sağladı mı sektöre?
Sektörde sıkıntılar yaşanıyor, bu zor durum sürecek gibi de görünüyor. Geçenlerde OYDER başkanı Murat Şahsuvaroğlu'nun da katıldığı İzmir Ticaret Odası'nda yapılan bir toplantıda konu ele alındı. Sektörde yaşanan bu daralma birçok kişiyi etkileyecek. Üreticiden akaryakıt satıcısına, yedek parça üreticisinden, küçük esnafa kadar özellikle istihdam alanında genel ekonomiye de ciddi olumsuz etkileri olacak Ağustos sonu itibariyle ihracat Türkiye'de rekor kırdı deniliyor. Evet otomobil ihracatında ciddi bir artış var ama iç pazarda da daralma o kadar yüksek ki, üretim kısıtlaması gündeme gelebilir. Üretimin düşmesi demek önümüzdeki günlerde istihdam kayıpları demek. İç pazardaki daralma böyle giderse binlerce kişi işsiz kalabilir. Otomotiv, Türkiye ekonomisini sürükleyen sektörlerin en önemlilerinden biri. Sadece otomobil olarak düşünmemek lazım. Yüzlerce parçadan oluşan dev bir üretim zincirinden bahsediyoruz. Akaryakıt üreticisi, satıcısı, akü, lastik, jant üreticileri, bakım servis hizmetleri düşünüldüğünde bu sektörün ülkenin doğrudan ve dolaylı vergi gelirlerine katkısı yüzde 30'lara varıyor. Bu sektördeki daralma ülke ekonomisine büyük darbe vurur. Pazardaki durgunluğu azaltacak sistemsel önlemler almak lazım...
Peki, durgunluğun en alt düzeyde yaşanması için neler yapılabilir, nedir çözüm sizce?
Bizim ürünlerimiz çoğunlukla ithal olduğu için en çok kur artışından etkileniyor. Çözüm bence, ekonominin bütününde aranmalı... Sadece otomotiv sektörüne yönelik bir çözüm üretemeyiz. Şu anda büyük beklenti, devletin tasarrufu ön plana alan denk bir bütçe ile hareket etmesi, faiz, enflasyon, kur denkleminin iyi yönetilmesi ve ekonominin kayıplar sonrasında yatay bir ivmeye oturması... Bunun sonrasında iyileşmeler için önlemler sıkı bir şekilde uygulanmalı ki insanlar ülke çapında bir tüketim iştahı, bir tüketim kapasitesi ortaya koyabilsinler. Ekonomiyi daha sağlıklı, özgüvenini artıracak çalışmalar yapmak lazım...
Sanırım imkanı olanda nakitte kalmak istiyor bu aralar...
Şu an tüketicinin güven endeksine baktığınızda durum pek iç açıcı değil, dün yapılan bir araştırmayı TV'den izledim. Halkın yüzde 82'si ülkede ekonomik kriz olduğunu düşünüyor. Bu ortamda siz büyük indirimlerle satış yapmayı göze alsanız da alıcı bulamazsınız...
Bu ülke çok krizler yaşadı. Şimdi o kara geceyi, 15 Temmuz gecesini hatırlayacağım, bir darbe söylemi ortaya çıktığında insanlar neden benzin istasyonlarına, banka ATM'lerine, marketlere hücum ettiler, bunlar yaşanmışlıkların geliştirdiği bir refleks bu toplumda.
Ekonomi yönetiminin "sorun yok" algısı yaratma çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi, ortada bir sorun varsa, bu sorunun çözümlerini sessiz, sakin bir şekilde aramak en doğrusudur. Sürekli olarak "sorun yok" algısını yaratmak için laf üretiyorsanız, bu ortada bir şeylerin var olduğunu gösterir. Siz hiç bugüne kadar ekonomi yönetiminden sorumlu olanların, ekonomi ile ilgili bu kadar sık televizyona çıktığı, her gün açıklama yaptığı bir dönem gördünüz mü? Vatandaşın algısı "birilerinin panik düğmesine bastığı" şeklinde gelişiyor.
Bu açıklamalar belki iyi niyetli ve ortalığı sakinleştirmek için yapılıyor ama ortaya çıkan göstergelerden aksi tesir yaptığını ve ortalığın daha da gerildiğini görüyoruz. Ortalığın sakinleşmesi lazım ki kurlar da yerine otursun...
Kurların yerine oturması, bizim gerek özel sektörün gerekse devletin borç ödeme kabiliyetine bağlı değil mi?
Bizim ülkemizin CDS Endeksi çok yüksek... CDS (Credit Default Swap) endeksini kısaca bizim kredi riskimizin fiyatlaması olarak tanımlayabiliriz. Bir ülkenin CDS primi ne kadar yüksekse, borçlanma maliyeti de o kadar yüksek oluyor. Bu kredi değerlendirme kuruluşlarının verdiği notların hızlı bir versiyonu olarak, Türkiye piyasalarına duyulan güven olarak da düşünebiliriz CDS endeksini. Amerika ile söylemlerin çok sertleştiği dönemlerde 580 puana kadar çıkmıştı. Tabii ki bu çok olumsuz bir durum. Son zamanlarda geriledi... Mesela çok çarpıcı bir örnek, Katar'dan 15 milyar geleceği haberlerinin çıktığı gün Dolar 5,90'a düştü ancak CDS endeksi yerinden hiç kıpırdamadı bile...
Türkiye'nin dış kaynak bulamaması, sendikasyon kredilerindeki sorun hep masanın üstünde bulunan bu risk ölçümü nedeniyle... Kredi maliyetleriniz bu kadar kötü CDS puanlarıyla çok yükseğe çıkıyor. Bu şartlarda alınacak krediler ile piyasaya bir rahatlama getirebilirsiniz ama bu yüksek maliyetli kredilerin geri ödemesi çok zor... Bankalar bu şartlar nedeniyle sendikasyon kredisi almıyor. Ekonomi de uzun vadeli gerçekçi planlara bakıyor dünya... Bir de plan olsa da uygulanıp uygulanmayacağından emin olmak istiyor. Merkez Bankasının faiz artırdığı gün CDS puanımız 180 puan geriye geldi. Müdahaleci politikalar yürütülmeseydi, bu faiz artışı daha önce yapılsaydı. Bu kadar kötü durum yaşanmayacaktı. Türkiye'nin önünde kaçınılmaz bir likidite sıkıntısı olduğunu bugün biraz ekonomiden anlayan Türkiye'nin harcamasıyla ithalat ihracat dengesinde bakan verdiği açığı görenler bunu hemen görebilir.
Ama Türkiye'de biraz önce bahsettiğimiz kanun çıkartırken, çıkan Kanunun uygulanma süreci veya sağlıklı kanun çıkarmayı tahlil etme noktasındaki tıkanıklıktan dolayı süreçler hatalı işliyor ve çok geç işliyor. Eskiden bürokrasi var, başkanlık döneminde bu ortadan kalkacak, çok daha hızlı, çok daha efektif olacak deniyordu ama tam tersi oldu. Çünkü tüm bürokrasinin yaptığı işlerde kararı tek kişi veriyorsa, her şey tek kişiye danışılıyorsa bu imkansız bir durum...
İşte süreç geç işliyorsa, gerekli önlemi zamanında alamıyorsanız. Dolar kurundaki 50 kuruşluk artışla bile, borcunuza yüklü miktarda yeni borçlar ekliyorsunuz demektir.

TL'nin değer kaybının temel nedeni ekonominin yeterli üretim hacmine ulaşamaması. Üretim ekonomisini geliştirme için neler yapılmalı sizce?
Biz Hyundai satıcısıyız. Hyundai, üretim ekonomisi açısından değerlendirdiğinizde doğru bir olay...
Türkiye'yi son 16 yıl aynı siyasi düşünce ve ekip yönetiyor. Aldatılmaları, kandırılmaları ile ülkenin geldiği durum belli ve bugün böyle bir tahlil yapılıyor. Acı olan, bir ülke yönetiminde yaşayarak öğrenmek diye bir şey yok. Koskoca bir ülke 16 yılın sonunda gelinen noktada "üretim ekonomisine geçeceğiz" diyorsa yönetenler, durup geriye dönüp yapılanlara bakmak lazım. Bir ülke için kaçınılmaz olan üretmektir. Siz Amerika gibi askeri gücünüzle ekonomiyi domine etmiyorsanız, üretmek ve daha çok üretmekten başka şansınız yok. Bugün çok kızdığınız Almanya'nın bir ordusu yok ama ordusu olan onlarca ülke Almanya'nın onlara silah vermesi için el pençe divan duruyor. Japonya aynı şekilde en büyük ekonomilerden biri... Biz hep genç nüfusumuzla öğünüyoruz. Genç nüfusunuzu üretimde kullanamıyor, tüketime yönlendiriyorsanız genç nüfusunuz bir avantaj olmaktan çıkıyor.
Ben çocukluğumda hatırlıyorum yerli malı haftası yapılırdı. Şimdi yerli malı logosu çıkardılar. Logo yerine bir ay yıldız koy bitsin herkes kolayca anlasın.
Hyundai olayına gelirsek.
Hyundai ülkemize yatırım yaptı ama Avrupa'da yaptığı en büyük yatırımı Çek Cumhuriyeti'ne yaptı. O dönemde yine bu hükümet yönetimdeydi. Adamlar önce Türkiye'ye geldiler ama biz ülke olarak Çek Cumhuriyeti'nin sağladığı avantajları sağlamadık. Şimdi tüm Avrupa'ya oradan üretim ve dağıtım yapılıyor. İnanılmaz bir fırsat kaçırdık. Çünkü bu yatırımlar bugünden yarına yapılmıyor, yatırımcı geldiği zaman kalıyor burada... Türkiye, gelen taze parayı üretime yönlendiremedi ve kaçırdığı fırsatlarla anılan bir ülke olduk. Bugünün konjonktürü her ülke kendi yatırımcısını ülkesine geri çağırıyor. Başta Amerika olmak üzere...
Kendi ürettiğini tüketmek düşüncesi çok doğru ama son 16 senede Türkiye'nin kurulmuş olan fabrikalarını, bankalarını, sigorta şirketlerini, taşını, toprağını, rüzgarını, güneşini hepsini yabancılara sattıktan sonra ne üreteceksin, neyle üreteceksin diye sorarlar adama...
Ülkenin en büyük üretimlerinden biri dünyaca ünlü oryantal Türk tütünü... Sigara endüstrisi için son derece değerli bir ürün ama bugün oryantal tütün üretimi bitmiş vaziyette...
Tabii ki umutlar tükenmiş değil. Hayat devam ediyor. Her zaman bir çözüm bulunur. İnsanın olduğu yerde, hayatın olduğu yerde her zaman bir umut var.
Türk insanı güçlüdür. Yeterli destek verilsin, doğru politikalar uygulansın, Türkiye yeniden kendi kendine yetebilen ülkeler içindeki yerini alır. Geçenlerde Japon Honda'nın başkanını ağırladık şirketimizde... Ticaret Odası'na da gittik birlikte... Bize izlenimlerini anlattı. "Benim ülkemde bir zor durum yaşansa halkın ancak yüzde 30'unu doyurabileceğimiz hesaplanmış. Dikkatimi çekti sizin ülkenizde sokak hayvanları bile aç değil, Türkiye hiçbir zaman aç kalmaz" dedi.
Son olarak eklemek istediğiniz..
Türkiye'de ekonomi zora girdiğinde, iki lider sektör olan inşaat ve otomotiv krizin baş aktörleri olur. Krize ilk giren de ilk çıkan da bu sektörler olur. Zor bir süreçten geçeceğiz. Yüksek maliyet nedeniyle finans kaynaklarında yaşanan sıkıntı, tüketimi düşürürken dövizin fiyatlara yansıması, artan maliyetler ile işini döndürmeye çalışan otomobilcileri zor bir süreç bekliyor. Kısa vadede işlerin normalleşmesini beklemiyorum. Finans yapısı, kurumsal yapısı güçlü olanların ayakta kalacağı zor bir süreç bizi bekliyor. Bizim gibi her sektör bunu yaşayacak.
OYDER toplantımızda başkanın tahmini bu sene otomobil satışlarında geçtiğimiz yıla göre ciddi bir kayıp yaşanacağı yönündeydi. 700 bin adete yaklaşan satışların 300 - 350 bin civarına kadar düşebileceği, pazarın 2019 yılında da daralmasını sürdüreceğini düşüncesi hakim sektörde. Belki 2021 yılında yeniden 2017 rakamlarına geri dönüş olabilir...



Yorumlar